Kaybetme korkusu ilişkilerin düşmanı mı?

“Kaybetme korkusu” ile yaşamak…

kaybetme korkusu

İhtiyaç duyma duygusu…

Yalnız kalma korkusu…

Öz güven sorunu yaşanma hali…

Değersiz hissetme ve başkalarından alacağı değerle beslenerek yaşamını sürdürme ihtiyacı hali…

Bilinçaltına kodlanmış ve geçmişten getirilen olumsuz düşünceler…

İşte bu duygular kaybetme korkusuna sebep olan temel sebepler arasında sayılabilir.

Bir insana ihtiyaç duyarak yaklaşıyorsak kaybetme korkusu da bu durumda ortaya çıkabilir.

Aslında bu korku; karşımızdakini yitirme, kaybetme, terk edilme korkularına karşı geliştirilen bir kişisel hissiyat durumudur.

İlişkide iki taraf da birbirine bağlandığında insanın kaybetme korkusu belki hafifleyebilir. Ama bir taraf diğerine göre daha az ilgili bir yapıya sahipse, sürekli sevdiğini dile getirmiyor ya da duygu ve davranışları ile yeterince hissettirmiyor ise diğer tarafın beyninde bir çok soru ve endişe dolanmaya başlayabilir.

Kaybetme korkusu ile içinden geldiği ya da kendi istediği gibi değil karşı tarafın onaylayacağı, beğeneceği ya da beklentilerini karşılayabileceği şekilde davranılmaya başlanabilir. Bu korkuyu yaşayan taraf hep sürekli kendinden vererek, alma-verme dengesini kuramayara yaşanan ilişkiyi sürekli ayakta tutmaya çalışabilir. Bu da uzun vadede aslında çok ciddi şekilde kişinin kendisini yıprattığı ve yorduğu bir duruma dönüşebilir.

Zamanla kişinin ilişkideki en temel ihtiyacı; karşı tarafın onu sevmesi, ihtiyaçlarını karşılaması ya da karşı tarafın kişiye bağlanması ve onun tarafından kabullenilmek haline dönüşebilir.

Kaybetme korkusu ile karşı tarafın gereğinden fazla üstüne düşülmesi, her davranışından ya da sözünden bir mana çekilmeye ve bu durum neticesinde karşı tarafın sürekli sorgulanmaya başlanması ya da  kişinin kendi öz benliğinden uzaklaşıp başka bir insana dönüşmesi; ilişki içinde tarafları zamanla yorabilir ve hatta birliktelik bitme noktasına  gelebilir. Kaybetme korkusu ile yaşayan insan için bir ilişkinin bitişi çok daha yıpratıcıdır ve toparlanma süresi çok daha uzun sürebilir.

Partnerini kaybetmek korkusu ile yaşan kişi, ilişkide kendi doğallığını da kaybetmeye başlayabilir. Artık o, karşı tarafın onaylayacağı ya da karşı tarafa sürekli verici olarak ilişkiyi ayakta tutmaya çalıştığı kişi haline dönüşebilir. Duygularını bastırabilir ve hatta sürekli karşı tarafı mutlu etme çabasına girer ki; bu durum karşıdaki kişinin ilişkiye  duyduğu heyecanı, ilgiyi zamanla söndürebilir.

Kişinin kendine güveni var ise, kendine ait ve kendini mutlu edebildiği bir hayatı birilerinin varlığına bağımlı  kalmadan sürdürebiliyorsa kaybetme korkusu da yaşamayabilir. Kişinin kendine öz güveni yoksa ya da kendisini besleyebildiği bir hayatı, bu durumda yaşadığı ilişkiye farklı anlamlar yükleyebilir ve ilişki yaşadığı kişiden sürekli bir ilgi beklentisi içinde yaşayabilir.

Biri tarafından sevilmenin kendisini ayakta tuttuğu düşüncesindeki insanlar başka biri tarafından sevildiği, istendiği ya da önemsendiğini hissederek kendini değerli hissedebilirler. Aksi durumda kendisini yalnız ya da değersiz hissederek, kendini olumsuz bir hayat içine sürükleyebilir.

Kaybetme korkusu ile geçirilen süreç zamanla insanı yorar, huzursuz eder, gerginleştirir. Bu durum da zamanla karşı tarafa yansımaya ve ilişkiyi yıpratmaya, baskılamaya ve sonunda ilişkinin sonlanmasına sebep olabilir.

Kaybetme korkusu ile yaşayan tarafın ilişkideki en ufak dalgalanmada tüm kişisel dengeleri bozulur. Bütün hayatını o kişiye ya da onunla yaşananlara odaklanarak yaşayabilir. İlişki iyi olduğu sürece kendini iyi hisseder. Ama bir sorun yaşandığında kaybetme korkusu ile yaşayan tarafın bütün dengesi alt üst olur.

En anlamlı ve besleyici ilişki;  kazan-kazan ilkesi ile yürütülebilen ilişki yapısıdır.
Her iki tarafın da kazandığı… Kaybetme korkusu ile kişinin kendisini yıpratmadığı, mutluluğunu sadece yaşadığı ilişkiye ya da karşısındaki insana bağlamadığı ve her iki tarafın da huzurlu olduğu, birbirini dinlendirebildiği bir ilişki…