Erkek ortadan kaybolduğunda, kadın peşinden koşmaya başladığında…

Erkek, bir ilişkiye başlarken ya da bir ilişki içindeyken neden bir anda ortadan kaybolur? Siz her şeyin iyi gittiğini sanarken, neden hiç ummadığınız bir anda hayalkırıklığı ile karşı karşıya kalırsınız? Kaybetme korkunuz o anda tetiklenir, sonra kaçanı kovalama telaşına düşülür, o kişiyi geri döndürme çabası ile yeri gelir kendinizden bile vazgeçersiniz.

En çok hayal kırıklığı yaşanan anlardandır; bir ilişki içindeyken özlediği kadar özlenmemek, düşündüğü kadar düşünülmemek, aradığı kadar aranmamak, cevap verdiği kadar verilmemek, telefonların başında beklemek, gösterdiği anlayış kadar anlayış görmemek, flört seviyesinden bir üst seviyeye geçmeyi beklerken karşısındaki erkeğin çeşitli bahanelerle ilişkiyi bitirmek istemesi… Ya da bir erkekle yeni tanışıldığında, onunla tam bir ilişkiye geçmek isterken adamın bir açıklama bile yapmadan yok olduğunu görmek…

Size de bu saydıklarım tanıdık geldi mi? Bu durumları belki de siz de yaşarken, aslında karşısınızdakinin sizin için yanlış bir insan olduğunu anlamak yerine hep kendinizde hata arayarak kendinizi yıprattığınız zamanlar yaşadınız mı? Şunu şöyle yapsaydım, daha güzel, daha zayıf, daha alımlı vs. olsaydım, daha az üstüne düşseydim, daha çok rahat bıraksaydım gibi gibi kendinizle yüzleştiğiniz? Üzülmeyin yalnız değilsiniz çünkü bunu yapan kadınların sayısı az değil.

Karşınızdaki erkek, sizi ilk başta havalara uçuran, sizi özel hissettiren ilgisini pat diye geri çektiğinde şu durumlara çok rastlanır:

1- Önce kendinizi çaresiz ve ne olduğunu anlayamaz ve sorgulamaya başlar halde bulursunuz.

2- Bu ilgisizliği zamanla daha da arttıkça, aramadıkça, yanınıza gelmeleri çeşitli bahanelerle (yorgunum, işler çok yoğun, biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var vs. ) ertelenmeye başlandığında onu ikna etmek, yeniden size ilgi göstermesi için göstereceğiniz aşırı ilgiyle kendinizden vazgeçersiniz. Bir bonus daha: adamı boğmaya başlarsınız. Zaten kırılma noktası yaşanan bu anlarda adeta gitmesi için bir de halı serersiniz önüne. Onu haklı çıkartmakta cabası.

3- Onsuz bir hayat düşünemeyeceğiniz için (hele ki bağımlı bir ilişkiye yatkınsanız) terk edilme, yalnız kalma ve kaybetme korkunuz ile kötü giden, değer görmediğiniz bir ilişkiyi sonlandırmaktan korkarsınız. Sizi görmezden gelmesine, erkeğin yok sayması durumuna bile çaresizce göz yumarsınız.

Peki neden bunları yaşamak durumunda kalırız?

Biz  ani ayrılıkları ya da bir ilişkiye bile başlayamamayı neden yaşarız?

Karşımızdaki yüzünden mi yoksa kendi seçimlerimiz yüzünden mi? Acaba bu duyguları yaşamaya, acı çekmeye kendimiz mi izin veriyoruzdur? Karşı tarafın tavrı ne kadar uygun olmaz ise olmasın aslında en büyük suçlu gene kendimiz değil miyiz? İzin vermiyor muyuz bize yapılan her türlü davranışın kalitesinin nasıl belirleneceğine…

Karşınıza çıkan erkeğin bir bağlanma sorunu varsa ağzınızla kuş tutsanız da gün gelir gider.

Bağlanma sorunu ciddi boyutlardaysa hatta birkaç buluşma sonrasında, sizde ciddi bir ilişki arayışı olduğunu hissederse bir ilişkiye başlamadan bile kaçtığına şahit olursunuz. İlk tanıştığınızda mesajları, telefon aramaları ile sık sık gönlünüzü okşayan, iltifatları ile sizi kendinizden geçiren adeta size hayran gibi davranan o erkeği hatırlıyor musunuz? İşte bir anda pır diye yok olan işte aynı erkek.

Bağlanma sorunu derin olan bir erkek daha ilişkiye başlamadan bile kaçabilir hele ki çok erken bir cinsel ilişki yaşanırsa, onun bağlanma korkusu çok daha hızlı tetiklenir. Çünkü bu tür erkekler cinsel ilişki sonrası kadının ona bir sevgili gibi davranacağından emindir. Birçok kadınla bu durumu zaten tecrübe etmiştir. Sizi de ne kadar harika bir kadın olursanız olun, aynı sepete çoktan atmıştır bile. Çünkü zaten o tek bir kadına bağlı kalabilecek potansiyelde de değildir. Böyle bir durumla karşılaşırsanız, kendinizi üzmeyin, bu davranışı yani bir anda yok olma isteği size özel bir yaklaşım olmayabilir çünkü. O belki de çeşitlilikten yana bir görüşte olabilir.

Bir de madalyonun diğer yüzü: ya bilinciniz bağlanmak isterken, sizin bilinçaltında farkında olmadığınız bir bağlanma korkunuz varsa? Belki de siz bilinçaltınızdaki bu korkunun enerjisini karşınızdaki erkeğe yaydınız ve o da hissetti; kendi bilinçaltı ile. Bilinçaltları birbiri ile telepatik bağ kurabilir.

Eğer yukarıda yazdıklarımı siz de yaşıyorsanız, belki de ne adil çözüm biraz kayıtsız kalmayı öğrenebilmekte gizlidir. Tabi diğer en önemli çözüm ise; önce kendi içine bakmak, kendi korkularını fark etmek, kendini sevip sevmediğini gözden geçirmek, bir ilişkide gerçekte ne istediğini tam olarak belirleyebilmek. Öz değerinizin farkına varmayı seçmek.

Ne zaman siz de karşınızdaki gibi kayıtsız olursunuz ve onun davranışlarını ona kibarca aynalarsınız işte o zaman enerji bir anda tersine döner; özlenen, aranan, sevilen, düşünülen siz olursunuz. Eğer özlemiyor ya da kendisi bir iletişimde bulunmuyorsa, geçmişe takılı kalmanın da bir faydası yok. Olmuyorsa, olmuyor demeyi kabullenebilmek gerek. Tabi şunu da unutmamak da fayda var karşınızdaki kişi gerçekten istediğiniz insan mı? Egonuz mu yoksa devrede…

Kendinizi hırpalamak yerine, çaresizce onun davranışlarını anlamlandırmak, onu kontrol etmeye çalışmak yerine kendinizi onurlandırmayı seçebilme özgürlüğünüz hep var. Aramıyor mu, mesajlarınıza geri dönmüyor mu ya da geç mi dönüyor; çabalarınıza rağmen değişen bir şey yok mu; kendi planlarınızı yapmaya başlayın ve hayatınıza devam edin. Unutmayın, bu yaptığınızla kendinizi kazanıyorsunuz.

“Elimde değil, kendimi kontrol edemiyorum, onu aramak istiyorum, üst üste mesajlar gönderiyorum, sürekli yanıma gelmesi için baskı kuruyorum.”

En çok yaşadığımız sıkıntılardan biridir; karşımızdaki insanın sesini duymak, onu mümkün olduğunca fazla görmek için çırpınışlarımızın cevapsız kaldığı durumlar… Buradaki kritik gedik şudur: acaba karşınızdaki insan sizin kadar çok bunları istiyor mu? Size işinden, kendinden ya da kendi yaşadıklarından vakit ayırmaya özen gösteriyor mu yoksa sadece o canı istediği, keyfi geldiği zaman mı ulaşıyor, görüşüyor.

Malum az paylaşılan anlar nedeniyle çoğu zaman hemen görüşelim teklifine öyle hazırızdır ki; hayatımızdaki her şey o an bir tarafa itilir, koşa koşa gidilir buluşmaya. Peki siz teklif ettiğinizde o hep koşa koşa geliyor muydu, yoksa hep bir işleri var, yoğun, yorgun vs. mi idi?

Kendinizi kontrol etmek mi istiyorsunuz? O zaman cevap vermediğinde ve siz sürekli arayarak boğduğunuzda, ona ulaştığınız an size söyleyebileceği kötü ya da kırıcı sözleri, ilgisiz ses tonunu ve o istemediği sürece sizin onu ikna çabalarınızın sadece sizi yoracağını düşünün hatta bunları yaşarmış gibi hayal edin.

Peşinden çaresizce koşmayı bırakın. Öz değeriniz ve saygınız için… Hele ki bir erkek sizi kötü hissettiriyorsa!

Egonuz iyice tetiklendikçe bir gün müsait değilim dediyse, yarın, öbür gün ne yapıyorsun der durursunuz. Cevaplar ise sizi tatmin etmekten uzak ise iyice dolmaya başlarsınız. Hatta o müsait değilim dediği an suçlamalar, sorgulamalar başlar; neden, kimle olacaksın, ne yapacaksın, bana zaten ne zaman vakit ayırıyorsun ki vs.  Bu durumda ne olur karşı tarafın arayacağı varsa aramaz, geleceği varsa gelmez; kaçacak yer arar.

En iyisi mi biraz rota değiştirin ve siz artık sürekli arayıp, mesaj gönderip dururken bulmayın kendinizi, görüşelim mi, ne yapıyorsun diye sormayıverin. Serbest bırakın; biraz da uğraşan karşı taraf olsun; siz bu ilgiyi hak ediyorsunuz.

Eğer karşı tarafa ipleri zaten kaptırdıysanız, o da her çağırışında gideceğinizi bilir ya da her aradığında size ulaşacağını.  Ta ki siz müsait olsanız bile bir kere de olsa teklifini geri çevirip müsait değilim deyinceye kadar… İşte bir aynalama örneği…

Neden her aradığında telefona yapışıyoruz? Biraz da müsait olmayıverelim biz de… Diğer bir aynalama örneği…

Karşınızdakini kontrol edemezsiniz ama kendi düşüncelerinizi, duygularınızı ve davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz. Egonuzun sizi engellemesine izin vermediğiniz sürece.

Eğer sürekli uğraşan, bir şeyleri yürütmeye çalışan ve bu sırada bezen siz oluyorsanız; biraz kendinizle ilgilenin. Gizemli olun azıcık da olsa. Her yaptığınızı, her gittiğiniz yeri, öğlen ne yediğinizi, akşam kaçta yatacağınızı  sürekli anlatmaya gerek var mı? Çok anlatmayı seviyorsanız o zaman hem cinsleriniz ile paylaşın bu konuları… Karşınızdaki size ne kadar anlatıyorsa siz de o kadarını anlatırsınız. Özellikle erkekler fazla söze, fazla konuşmaya gelemiyorlar. Az, öz, sade…

İlgisizlik canıma tak etti

Anlık beklentilerimiz ya da anlık yaşayacaklarımız için geleceğe dair yaşanacakları gölgelemek istemiyorsak; söylediğimiz sözler ya da sergilediğimiz davranışlar sonrasında bizi üzüp, yıpratmayacak kalitede olabilmeli… Evet belki ilgisizlik canımıza tak etmiştir fakat  anlık öfke ya da gururla söylediğimiz her söz ya da davranış karşı tarafın bize daha çok acı çektirmesi için vesile yaratıyor sadece… Biraz sabredip zamanı ve yeri iyi seçerek sıkıntımızı uygun bir dil ile paylaştığımızda belki de sonuç çok daha verimli ve tatminkar olabilir. Ama o öfkeyle değil…

Neden derseniz; çoğu zaman haklı iken öfkemize yenilip, sabırsız davranıp tam tersine sitemkar, mağdur, beklentili duruma kendimizi düşürdüğümüz için… Karşı taraf haklılığını ortaya çıkarıverir tarzda geri bildirim yaptığında bir o kadar da kendimizi suçlu hissettirildiğimiz için… Sonra bir bakarsınız siz özür dileyip karşı tarafın gönlünü almaya uğraşır haldesiniz. Burada bir çelişki yok mu?

Her ilişkinin dinamiği farklıdır ve karşısındakini doğru tanımak atılan adımlarda en önemli kaynaktır. İlişki yaşamak; sadece vermek ve almamak değildir hiçbir zaman… Eğer karşılıklı sevgi ve saygı varsa biraz yöntem değiştirmekle ilişki sağlığına kavuşturulabilir belki… Bu karşıdaki kişinin kişiliği ile değil de yaşadığı anlık boşluklar nedeniyle ise, geçici bir dönemse durum iyi analiz edilmeli bu durumda.  Bir tek fark ile; eğer karşı taraf zaten baştan beri sizin için yanlış insan değil ise…

En iyisi mi; sakin, dingin, sabırlı ve biraz da kayıtsız… Ayrılmak mı istiyor, siz elinizden geleni yaptınız mı ve buna rağmen kayıtsız mı kaldı; siz de kapınızı o zaman, artık kapatmalı mısınız? Bırakın aldığı bu kararın sorumluluğuna karşı taraf da katlansın. Sizi belki de yeterince umursamadı bile, duyguları sizinle aynı şiddette olamadı, bağlanmaktan kaçtı, kendi özgürlüğü daha değerli idi, ya da sadece gitmek istedi; bu. O zaman, şimdi de siz umursamayıp, duruşunuzda kararlı mı olmalısınız? Cevap sizde… Akıllı ve özgüvenli kadın bir erkek ona bu şekilde davrandığında geri çekilmesini bilir. Zaten onun yerine sessizliği konuşacak ve aslında bu sessizliği ile karşısındaki erkeğe çok şey anlatacak.

Ya da o erkek sizi belki umursuyor ama kendi hayatı daha ön planda. O zaman da bırakın biraz kendi ile kalsın, yokluğunuzun farkına varsın. Eğer sizin varlığınız o erkek düşünürken ya da sizin yokluğunuz hissettiğinde ağır basarsa, o zaten kendiliğinden geri gelecektir, tabi gerçek sevgi varsa… Kaybetme korkusu ile ya da egosu nedeniyle dönüş yapıyorsa siz yeniden ister misiniz? O da size kalmış.

Aradığınız sevgi, güven duygusu aslında sizin içinizde. Başka insanlarda değil. Hayatınızın anlamı hayatınızda bir erkeğin olması da değil. Önce kendinizin en iyi arkadaşı olmayı deneyin. Siz enerji frekansınızı olumlu yükselttikçe, muhtaç enerjisinden çıktıkça ve varsa bilinçaltındaki kaybetme, değersizlik, yalnız kalma gibi korkularınızı temizledikçe zaten size, sizin değerinizi bilecek, sağlıklı bir ilişki yaşayabileceğiniz türde erkekler gelmeye başlayacak. 

“İyi davranılmayı hak ettiğine inandığın an seni mağdur eden her ilişkiden çıkıp gitme özgürlüğünde olacaksın. İşte o zaman sana iyi davranacak insanları çekmeye başlayacaksın hayatına.”